Beden Dili Nedir? Beden Dilinin Önemi Nedir? Beden Dili Nasıl Öğrenilir?

8 Temmuz 2012

Havadan Sudan, Kitap

Beden Dili Nedir? Beden Dilinin Önemi Nedir? Beden Dili Nasıl Öğrenilir? için yorumlar kapalı


Hiçkimse beden dilinin ifadelerinden kaçamayacağı veya bunu bastıramayacağı için bu dili ögrenmeye çalışmak çok yararlıdır.

Böylece kendi dünyamızı yansıtma biçimimiz ve birlikte yaşadığımız insanların iç dünyalarıyla ilgili önemli bilgilere sahip oluruz. Aslında her insan beden dili konusunda bildiğini düşündüğünden çok daha fazlasını bilir.

Beden zihnin uzantısıdır ve düşünce davranışlarda bir iz bırakır. İnsanların beden dilini okuyarak onların
düşünce kişilik yapılarını çözebilirsiniz. Karşınızdaki insanları daha iyi tanıyıp onlarla daha etkili iletişim
kurabilirsiniz. Kendi kör noktalarınızı fark ederek ilişkilerinizde zayıf yanlarınızı geliştirebilir ve iletişiminizle
çevrenize daha iyi bir imaj bırakabilirsiniz.

Bir kişiyle iletişim kurarken sözler mi daha etkilidir hareketler mi?

Kişilerin birebir kurdukları iletişimde %7-10 kelimelerin %30-38 ses tonunun ve %55-60 da beden dilinin etkili olduğu ortaya çıkmıştır.

Neden vücut dili?

1. Başkaları üzerinde olumlu bir etki yaratarak amacımıza ulaşmak.
2. Karşımızdakileri daha iyi anlayarak etkili bir iletişim kurmak.
3. Kendi beden hareketlerimizi denetleyerek sosyal ortamlara daha çabuk uyum sağlamak.
4. Başkalarının gerçekte ne söylemek istediğini anlamak.

Bazen bir hareket bin söze bedeldir. Bir kişiyle iletişim kurduğumuzda söylediklerimiz ne kadar önemli ise hareketlerimizle o kişide bıraktığımız intiba da o kadar önemlidir. El kol hareketleri mimikler dokunma vücut pozisyonu… İş yaşamında başarılı olmak isteyen kişiBeden Dili Nedir? Beden Dilinin Önemi Nedir? Beden Dili Nasıl Öğrenilir? iletişim kurduğu kişilerin sadece söylediklerini değil yüzü eli kolu ve bedeniyle yaptıklarını da duymalıdır.

İletişimde önemli olan ilk dakikalardır
Karşı karşıya gelen iki insan arasındaki ilk dakikalar iletişim sürecinin önemli bir belirleyicisidir. Bu etkiyi yaratan en önemli faktör karşılaşılan kişinin BEDEN DİLİ´dir. Sözkonusu faktörleri kullanılan kelimelere ve kişinin taşıdığı bütün aksesuarlardan içinde bulunduğu ortamdaki nesnelere kadar genişletebiliriz. Karar olumlu ya da olumsuz olabilir; “duruşundan hoşlanmadım” “bakışını sevmedim”….

Başkalarının gerçekte ne söylemek istediğini anlamak için önce kendi vücut dilinizi öğrenin
İletişim sadece bilgi alış-verişi değildir
Bilgiyi veriş biçimi sözlerin bedendeki ifadesi (gülen bir yüz) iletişimi değerlendirmemizde ikinci önemli bir noktadır.

İletişimde bilgilenmek ve kavramak anlamak değildir. İletişimin ana amacı anlayarak kavramaktır. Karşınızdaki kişinin ne istediğini kavrar ancak ne yaşadığını anlayamazsınız.

Bir mesajın toplam etkisi incelendiğinde kişilerin birebir kurdukları iletişimde %7-10 kelimelerin %30-38 ses tonunun ve %55-60 da beden dilinin etkili olduğu ortaya çıkmıştır.

Vücut dilini sessiz bir film seyrederken ya da televizyonun sesini kapattığımızda aldığımız bir mesaj olarak da görebiliriz. Vücut dili iletişimde kullanılan sözcükler kadar önemlidir. Çoğu zaman davranışlar ve jestler iletişimin temelini oluşturur. Söylediklerimizi gerçek içerik ve anlamlarını ortaya koyar. Bunlar düşünce ve duyguları destekleyen onları somutlaştıran hareketlerdir.

+ Sohbet sırasında saç düzeltme başı sallama kolları kapama gibi işaret ve hareketlerimiz; iletmek üzere programladığımız bir mesajımız olduğunu ya da bu mesajı vermek için hazırlık yaptığımızı gösterir.

+Yüzümüzün aldığı çeşitli ifadeler heyecanımızı neşemizi irkildiğimizi utandığımızı tiksindiğimizi kızgınlığımız veya korkularımızı ortaya koyar.

+El sıkışma şeklimizden ayakta durma veya oturma pozisyonlarımıza kadar pek çok vücut hareketi içinde bulunduğumuz ruhsal durumları amaç ve isteklerimizi ortaya koyan göstergelerdir

kaynak:

http://www.maxihayat.net/maxiforum/soru-cevap/107097-beden-dili-nedir-beden-dilinin-onemi-nedir-beden-dili-nasil-ogrenilir.html

Network Marketing’de Başarısız Olmak..

8 Temmuz 2012

Havadan Sudan, Kitap

Network Marketing’de Başarısız Olmak.. için yorumlar kapalı


Network Marketing sektöründe başarısız olan birçok insan vardır ve bu insanları bahane ederek bu işe adım atmaktan korkan insanlarda vardır. Her işte olduğu gibi, bu işte de gerekeni yapmadığınız takdirde tabi ki başarısız olacaksınız. Başarısız olmuş kişilere bakarak bu iş modeline soğuk bakan insanlara da sormak lazım, “Sadece Network Marketing sektöründe mi başarısız olan insanlar var?”. Tabii ki hayır. İş dünyasının ve hatta tüm hayatımızın her alanında başarısız olan ve başarılı olan insanlar var. Ve ben şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Network Marketingde başarılı olmak, birçok alana göre çok net ve basittir. Tabii gereği yapıldığında.. Şimdi başlıca başarısızlık nedenlerini inceleyelim;

Kendinin Patronu Ol(a)mamak(Öz Disiplin)

Bu işte patron yok, size emir veren yok, sizi mecburiyet yükleyen kimsede yok. Sizi teşvik eden bir sponsorunuz/takımınız olsa da her konuda yapmak/yapmamak sizin elinizde. Maalesef Network Marketingin bu güzelliğini değerlendiremeyen, yani öz disiplini sağlamayan kişiler başarısız olabiliyor.

Sabır Göster(e)memek

Network Marketing diğer çalışma alanlarından çok farklı bir iştir. Bu işte para kazanımı zamanla oluşur. Bir nevi yatırımdır. Örneğin; tohumu ekersiniz, sularsınız, gübrelersiniz, bakımıyla ilgilenirsiniz, ta ki ağaç olana kadar belki uzun bir süre geçer ve siz yetişecek meyvelerin hayaliyle çabalamayı sürdürürsünüz. Network Marketingde bir nevi buna benzer. Kısa bir süre içinde de para kazanabilirsiniz tabi fakat asıl hedeflenen yüksek gelirlere zamanla ulaşılır. Bu iş, tabiri caizse geleceği görebilenlerin işidir. Fakat zaman ve emeklerin sonucunda oluşacak gelirler, hiçbir çalışma modeli ile karşılaştırılamayacak kadar güzeldir.

Pes Etmek

Aslında bu Network Marketing’e özgü bir husus değil. Bu her girişimde ön plana çıkan bir husustur. Çok uzatmayacağım; Hayatta büyük şeyler yapmak istiyorsanız, herkesin yaptığından farklı yapıp, herkesin kazandığından farklı kazançlar elde etmek istiyorsanız. Gideceğiniz yoldaki engellerin sizi durdurmasına izin vermemelisiniz. “Pes Etmek” kavramını zihninizden çıkarmalısınız.

Özgüven Eksikliği

Bazı kişiler kendilerine güvenemediklerinden, içlerindeki ve çevresindekilerden aldıkları “sen yapamazsın” söylemine karşı duramadıklarından, korkularıyla savaşamadıklarından insanlarla gerekli iletişimi kurmazlar ve başarısız olurlar.

Yanlış Organizasyon Seçimi

Yanlış şirket seçimi veya yanlış bir takımda bulunmak işleri zorlaştırabilir. Daha sonra bıkkınlık ile başarısızlığı kabul etmeye neden olabilir. Bu noktalara dikkat etmek açısından X ve Y makalelerini okumanızı tavsiye ederim.

Takım Ruhundan Uzak Çalışmak

Network Marketing takım işidir. Çok iyi bir şirket ve takımda olsanız da, takıma ayak uydurmadığınız sürece başarısız olmanız kaçınılmazdır. Bireysel yeteneklerinizle bir yere kadar başarılı olabilirsiniz fakat takım ruhunu yakalamadan uzun vadede başarılı olmak çok zordur.

İstikrarsızlık

Network Marketingde istikrarda büyük bir önem taşır. Belli bir seviyeye gelene kadar çalışmayı istikrarla sürdürmelisiniz ve takımınızla olan irtibatınızı hiç koparmamalısınız. Bir süre çalışıp sonra ara vermek sizi büyük ölçüde geriletecektir. En azından belli bir potansiyele ulaşana kadar sabırla, istikrarla çalışmanız gerekir. Bu işi ek olarak da yapsanız, tam zamanlıda yapsanız istikrarlı olmak önemlidir.

Makale Yazarı

Mustafa Yaşar

kaynak:

http://www.networkmarketingokulu.com/basarisiz-olmak.html

Nasıl varlıklı biri haline gelebilirsiniz?

23 Nisan 2012

Kitap

Nasıl varlıklı biri haline gelebilirsiniz? için yorumlar kapalı


Kitap Arıtan yayınevinden çıkmış, david bach ın kitabı.

İsmi sizi yanıltmasın. Kitap zengin olmayı değil, tasarrauf ederek, nasıl birikim yapabileceğinizi anlatıyor.

Kredi kartları borçlarınızı azaltmayı, gereksiz harcamalarınızı nasıl kısabileceğinizi örnekleriyle açıklıyor.

Network marketing sorular ve yanıtlar

1 Nisan 2012

Kitap

Network marketing sorular ve yanıtlar için yorumlar kapalı


Kitap beyaz yayınlarından çıkmış. Yazarı, Allan Pease.

Ağ pazarlama işinde yıllarca uygulanmış teknikleri anlatıyor. Kitapta beden dili kullanımıyla ilgili güzel ögütler de var.

Bu tekniklerin belli bir süre uygulanmaası halinde işinizin ilelerlemesi ve karınızın artması konusunda yol gösterici bir kaynak.

Kitabın arkasında kelimeleri uykunuzda tekrarlaryacak kadar kitabı iyi okumanızı öneren bir yazı var.

Ayrıca şu belirtiliyor:

Bu teknikleri 14 gün boyunca harfiyen uygularsanız, sonuçları en cüretkar şekilde görebilirsiniz. Yazarın kısa özeti bu.

Büyük düşünmenin büyüsü

30 Mart 2012

Kitap

Büyük düşünmenin büyüsü için yorumlar kapalı


Dr. David schwartz ın yazdığı sistem yayıncılıktan çıkan büyük düşünmenin büyüsü adlı kitap bir kişisel gelişim kitabı. Hayatta her alanda başarı yada mutluluğa giden yolda aslında bildiğimiz ama uygulamadığımız yöntemleri örneklerle ortaya koyuyor. Kısa bir kitap değil 280 sayfa ve full yazı. Ama tavsiye ederim zihni ferahlatıyor. Rıfat ılgaz ın tutuklama ve mapus hikayelerinden sonra iyi geldi:)

Engelleri fırsatlara dönüştürmek

30 Mart 2012

Kitap

Engelleri fırsatlara dönüştürmek için yorumlar kapalı


Bu başlık kitabın ismi. Bu aralar moral motivasyonumu arttırmak için kişisel gelişim kitaplarına takılıyorum. Bu kitabın arkasında şöyle yazıyor, başarıyı karamsarlığınızın maksimum noktasındayken keşfedin. Kitap hep başarıdan söz edildiğini ama her başarıdan önce başarısızlıkların olduğunu sabreden dervişin muradına ermiş olacağını anlatıyor kısaca. Kısa bi kitap 100 küsur sayfa. Faydalı bir eser. Merak eden okusun, arıtan yayınlarından çıkmış.

 

www.richdad.com

30 Mart 2012

Kitap

www.richdad.com için yorumlar kapalı


robert kiyosaki nin 2 adet kitabını okudum.

zengin baba yoksul baba
ve
iş okulu

bu kitaplarında kiyosaki zengin olmanın ve para yönetiminin yollarını anlatıyor
bir de internet sitesi var
www.richdad.com
burada
cash flow 101 adlı bir oyun varmış
oynamanızı tavsiye ediyor.

kitapyurdu.com kitabı şöyle özetlemiş:

Zengin Baba Yoksul BabaRobert T. KiyosakiSharon L. Lechter
ALFA YAYINLARIZengin Baba Yoksul BabaYoksullardan ve Orta Sınıftakilerden Farklı Olarak Zenginler Çocuklarına Para Hakkında Neler Öğretir?
J.P. Morgan şirketi diyor ki: Zengin Baba Yoksul Baba’yı zengin olan ve olmak isteyen herkes okumalı!
Zengin Baba, Yoksul Baba’yı okuduktan sonra
Zengin olmak için yüksek bir gelire sahip olmanız gerektiği saplantısı yerle bir olacak.
Evinizin bir aktif varlık olduğuna inancınız sarsılacak
Çocuklarınıza para kazanmanın yollarını öğretmek için okuldaki sisteme güvenemeyeceğinizi göreceksiniz
Aktif ve pasif varlıkları yeniden tanımlayacaksınız
Çocuklarınızın gelecekte finansal başarı sağlamaları için parayla ilgili onlara öğretmeniz gereken her şeyi öğreneceksiniz.
Robert Kiyasaki insanlara insanlara milyoner olmayı öğretir.. Ona milyoner öğretmen denmesinin nedeni bu.
“İnsanların maddi sıkıntılar içinde boğuşmasının neden, okulda geçirdikleri onca yıl boyunca para konusunda hiçbir şey öğrenmemeleri. Sonuçta para için çalışmayı öğrenirler ama parayı kendileri için çalıştırmasını hiç bilmezler.”SİTE

 

iletişim kurmanın ve arkadaş edinmenin yolları

25 Mart 2012

Kitap

iletişim kurmanın ve arkadaş edinmenin yolları için yorumlar kapalı


Don gabor un kitabı arıtan yayınevinden çıkmış.

Kitabın kapağında özetle şunlar yazıyor: vücut dilinizi doğru kullanın, insanlarla tanışma fırsatları yakalayın.

Arka kapaktaki tanıtım yazısı ise şöyle:

Sohbet etmek; fikirlerimizi. görüşlerimizi, amaçlarımızı ve duygularımızı, karşımızdaki insanlara aktarmanın ve onlarla ilişkilerimizi geliştirmenin en temel yoludur. Ama bunun için, iletişim kurma kanallarımızın açık olması gerekir.

Don gabor, “iletişim kurmanın ve arkadaş edinmenin yolları” kitabını, bu kanalların nasıl açılabileceklerini anlattığı eğitimlerinden yola çıkarak hazırlamıştır.

Bu kitap; sosyal ortamlar ve iş ortamları dahil, her durumda bir sohbeti başlatmak ve sürdürmek konusunda işe yaradıkları kanıtlanmış olan iletişim tekniklerini içermektedir.

Bekarlar, evliler, uzmanlar, satış temsilcileri, danışmanlar, öğretmenler, müdürler, öğrenciler, anne-babalar, kısacası iletişim kalitesini yükseltmek isteyen herkes için bir başucu kitabı..

marka ve markalaşma

17 Mart 2012

Kitap

marka ve markalaşma için yorumlar kapalı


Ürün ve Marka Nedir?

Ürün , ilgi, dikkat ve tüketim için pazara sunulabilecek, istek veya talebi karşılayabilecek her şey olarak düşünülebilir. Pazarlamanın bir çok yolu olduğu günümüzde ana fikir “ Her şey pazarlananabilir” görüşüdür. Bu bağlamda “bir ürüne isim takmak o ürüne artı bir değer kazandırır mı?” sorusu akıllara gelmektedir.

Günümüzde kullandığımız marka kavramına çok fazla yakın olmasa da “Ordu’nun fındığı, Aydın’ın zeytini, Afyon’un sucuğu…” gibi ürünleri şehir pazarlarında görür ve bu özelliklerine göre ( ürünün tanınmışlığı, ünü v.b.) seçmemiz bu yöresel ürünlerin de bir anlamda markalandığının bir kanıtıdır.
Bir ürünün markalanmasının temel sebebi diğer ürünlerinden ayırt edilmesini sağlamaktır. Markalamak kelimesi ingilizce “branding”, yani markalamak kelimesinden gelir ve bu kelimenin kökeninin İngiltere’de kırsal kesimlerdeki köylülerin sığırları birbirlerinden ayırmak için damgalanmasından geldiğini düşünürsek, markalamanın temel amacını daha iyi kavrayabiliriz.

Çağdaş anlamda bir ürünün markalanması ve marka adının kullanılmasına sanayi devrimi ile rastlamaktayız. Bu dönemde reklamcılık ve pazarlama tekniklerinin gelişmesi sonucunda, ürünlerin iyi bir marka adı ile piyasaya sürülmesi büyük önem taşımaya başlamıştır.

Markalaşma

Marka adları ve markalaşmayı ortaya çıkaran en büyük sebep, üreticilerin, ticaret ve tüketiciler üzerinde bir denetim ve etkinlik sağlama gereksinimidir. Bu gereksinimin tarihsel sürecini incelediğimizde, sanayi devrimi döneminde üreticilerin markasız mallarını toptancılara ucuz satmak zorunda kaldıklarını görürüz. Bunun nedeni üretici ile tüketici arasında çok az iletişim sürecinin olmasıdır.

Üreticilerin kendilerini ön plana çıkarmalarını kolaylaştıran en büyük gelişme, gelişen teknloji ve talebin artması olarak değerlendirilebilir. Bu etkenlerle güçlenen üreticiler yatırım ve reklam ile toptancıların gücünü kırma fırsatını elde etmeye başladılar. Talebi sürekli kılma ve Pazar dinamiklerini toptancıların elinden alma yolunda reklamın çok önemli bir görevi yerine getirdiği söylenebilir. Bu süreç içinde üreticiler toptancılara, ürünlerinin dağıtımı için en iyi olanakları sunmakla uğraşmışlar ama bu da kar da bir sıkışmaya neden olmuştur. Bu durumu aşmak için ürünlerini farklılaştıran üreticiler, ürünlerine adlar vererek, koruma için patentler alarak, ürünleriyle tüketiciler arasında toptancılar ve parekendeciler üstünde bir ilişki kurmaya başladılar. Marka yaratımının başlangıcı olarak değerlendirilebilecek bu süreç içinde yaratılmış ve günümüzde de varlığını gösteren bir kaç marka şöyledir ;

Levi’s (1873)
Coca Cola ( 1886)
Maxwell Hause ( 1873)

Marka bu gelişim sürecinden sonra ürünü niteleyen, tanımlayan, diğerlerinden ayırt edici bir karakter olarak tanımlanabilir.
Pazarların üretici pazar olduğu, tüketimin üretimce yönlendirildiği zamanlarda, üreticiler mallarını sadece fiziksel şeyler olarak algılamışlardır. Bu bağlamda mal ile marka arasındaki farklılık ilkel pazarlar ile günümüzdeki pazarlar arasında ki farklılık ile de açıklanabilir. İlkel Pazar döneminde bir şişe süt sadece fiziksel ve işlevsel özelliği ile değerlendirilmekteydi. Daha sonraları pazarın gelişmesi ile birlikte üreticiler de güçlenmiş, ürünlerini markalama süreci başlayarak, marka adı ve logolarla ürünlerin farklılaştırılması temel bir araç haline gelmiştir. Bu gelişmelerle birlikte ürünlerin korunması adına hukuksal düzenlemeler getirilmiş, böylece “marka” üreticiler açısından yasal bir araç haline gelmiştir. Böylece markanın taklitlerine karşı korunması da sağlanmıştır.

Markanın günümüzde kazandığı önemin asıl sebebi değişen rekabet ve tüketici yapısında yatmaktadır. Bunları maddeleştirecek olursak ;

Ürünler arasındaki rekabet, fiziksel işlev/yarar bağlamından uzaklaşmıştır.
Pazar yapılarında belli bir durgunluğun, uzmanlığın ortaya çıkması ile birlikte şirketler, Pazar bölümleme ve Pazar arayışlarına yönelmişlerdir.
Tüketicilerin kitlesel özellikleri çoğunlukla ortadan kalkmış, tüketicilerin farklı kültürel yapılara ve yaşam biçimlerine yönelmesi, tüketim kalıplarında önemli değişimlere yol açmıştır.
Medya seçeneklerinin artması, tüketicilerin medya kullanımındaki farklılaşma ve çeşitliliği tüketicilerle iletişimde güçlüklere neden olmaya başlamıştır.

Markanın Farklı Boyutlarda Tanımlanması

Marka günümüzde çok yönlü bir yapıya sahip olmuştur. Bu özelliği ile hem tüketiciler için hem de işletmeler için anlamı değişmiştir.
Markanın çok yönlü bir yapıya sahip oluşunu yapılan bir çok marka tanımlaması ile de görebililiriz.
Marka için atfedilen 1000’in üzerindeki tanımlama üzerinden yapılan bir araştırmada markaya ait 12 temel tema ortaya konmuştur. Bunları sıralarsak ; yasal araç, logo, kurum, shortland, risk düşürücü, kimlik sistemi, imaj, değer sistemi, kişilik, ilişki, eklenen değer, evrim geçiren şey

Tüketiciler Açısından Marka

Markanın üreticiler ve Pazar açısından önemi tüketiciler içinde önemlidir. Günümüzde pazara hakim olan ağır rekabet ortamında marka, tüketicilerin hem bilgi işleme sürecinde hem de ürüne duydukları güven açısından yönlendirici bir işleve sahiptir. Bu nedenle ürünün adı ya da görsel kimliği ürünü tanımlamanın ötesine geçmiştir.
Tüketiciler artık ürünün işlevselliğinden öte markaya güven duymaya başlamışlardır. Böylelikle ürünün güvenilirliği markanın yaratmış olduğu güven ve garanti ortamında değerlendirilmeye başlanmıştır.

Günümüzdeki ağır rekabet koşulları, değişen tüketici özellikleri, üreticileri güçlü bir marka yaratma konusunda zorunlu kılmaktadır. Tüketicilerde güçlü bir marka sadakati yaratmak ve mevcut müşterileri korumak işletmelerin asıl sorunu haline gelmiştir.

İşletmeciler Açısından Marka

Güçlü bir marka günümüzde yüksek Pazar payı ile birlikte yüksek satış ve kar anlamına gelmektedir. Bu demek oluyor ki marka “satılabilir bir değer” olma özelliğini kazanmıştır. Bir diğer önemli durum ise markanın tüketiciler üstünde bıraktığı sadakat duygusudur. Dağınık hale gelen medya ortamında, ağırlaşan rekabet koşulları içinde bu duyguyu yaratmak zorlaşmış ve markanın bu görevi büyük önem kazanmıştır.
Bütün bu sebeplerden ötürü “güçlü bir marka” yaratmak işletmeler açısından olmazsa olmaz bir durum halini almıştır. Bunu yapabilmenin şartı da marka adına eklenecek farklılaştırıcı değerlerdir.

Eklenen Değer

Günümüze hakim olan ağır rekabet koşulları tüketicide bir malı seçme konusunda zorluklara neden olmaktadır. Birbiri ile işlevsellik açısından aynı sayılabilecek bir çok ürün piyasada yer almaktadır. Bu noktada tüketiciyi yönlendiren en önemli öge “marka”dır. Hangi markanın tercih edileceği noktasında da markaya eklenen soyut değerler önümüze çıkmaktadır. Eklenen değer tüketicinin açıklamakta zorluk çektiği duygusal değerler olarak açıklanabilir. Eklenen değer ürüne, pazarlama karması ( ürün, ambalaj, iletişim, fiyat, dağıtım )aracılığyla yüklenir. Eklenen değer ürünün işlevsel olan yararının üstüne eklenen öznel bir anlamı ifade etmektedir.

Tüketiciler markaları satın alırken onların işlevsel yeterliliklerinden daha çok markanın kişiliğinin kendileri ile ne kadar uyuştuğuna bakmaktadırlar. Markaların kullanıcılarını toplumsal ilişkilerde temsil etmeleri nedeniyle eklenen değerin yapısı, sıklıkla ürünün somut özelliklerinden çok ona yüklenen soyut özelliklerle açıklanmaktadır. Bu boyutuyla eklenen değer, imaj, tarz ve iletişim ile ürünün somut yapısının geliştirilmesini sağlamaktadır.

Marka Farkındalığı

Marka farkındalığı kavramı, markanın tüketici belleğinde sahip olduğu izlerin gücü olarak temelde marka tanınırlığı ve hatırlanırlılığını içerir. Farkındalık markaya dair algılamaların, fikirlerin oluşması için ön koşuldur.
Marka farkındalık düzeyleri şöyledir ;

Tanınırlık : “X markasını hiç duydunuz mu?”
Hatırlama : “Hangi televizyon markalarını hatırlıyorsunuz?”
Hatırlamada ilk marka : “Televizyon deyince aklınıa ilk hangi marka geliyor?”
Marka baskınlığı : “Ürün grubunda hatırladığınız tek marka?”
Marka bilgisi : “Markanın konumu biliniyor mu?”
Marka Kanısı : “Marka hakkında bir fikre sahip mi?”

Marka farkındalığının temel kavramlarından birisi olan marka tanınırlığı tüketicinin markayı kategorileştirmek için yeterli düzeyde bilgi sahip olması ile açıklanabilir. Bu şekilde marka ürün kategorileri içinde diğer markalardan ayrılmaktadır. Tanınırlığı sağlayan etmenler arasında ürünün tasarımı, ambalaj şekli, logo gibi fiziksel etmenlerde bulunmaktadır ve bu etmenler çok büyük önem arz etmektedir.

Marka farkındalığı içinde bir diğer önemli kavram marka hatırlanırlığıdır. Bu kavramı markaya dair tüketiciye bir ipucu verildiğinde, tüketicinin önceki bilgilerini kullanabilme yeterliliği olarak tanımlayabiliriz. Tanınırlık ve hatırlanırlık bileşenleri ile marka tercihleri yönlendirebilmektedir. Ayrıca marka farkındalığının diğer boyutlarından olan markayı duyduğunda kişinin zihninde oluşan kanı ve görüşlerde çok önemlidir. Diğer markalardan ayırt edilebilirliği kolaylaştıran bu etmenler pazara yeni giren markalar için çok daha önemlidir.

Marka Çağrışımları

Marka yaratmanın temellerinden en önemlisi olan eklenen değerin kaynağı, bir çok durumda tüketicinin belleğinde yer alan çağrışımlardan oluşur. Çağrışımlar ürünün somut ve fiziksel yanında markanın sunum ve iletişim uygulamalarından çıkarsanmaktadır. Çağrışım türleri doğrudan ve dolaylı olarak ürünle ilgili nitelik ve yararları içerir. Örneğin markanın ekranlarda sık görülmesi, tüketicide marka hakkında güçlü bir çağrışım yapar. Bu noktada, reklam ve halkla ilişkiler çalışmaları marka oluşturulması ve markanın pazarda yerini sağlamlaştırılmasında önemli bir yere sahiptir.

Çağrışımlar, markaya ilişkin bilgileri tüketicilere hatırlatmaya yardımcı olmaktadır. Bu anlamda çağrışımların özet bilgiler olduğu söylenebilir. Örneğin satın alma sürecinde logo gibi marka sembolleri böyle bir işlev üstlenmişlerdir.

Marka çağrışımları, bir markanın diğerlerinden ayırt edilmesini de sağlamaktadır. Bir çok marka çağrışımı, markanın kullanılması veya tercih edilmesi yönünde markanın belirli niteliklerini, yararını içerebilir. Bütün bunlar satın alma kararını etkileyecek şeylerdir.

Marka çağrışımları olumlu duyguları uyararak bunları marka üstüne taşınmasına yardımcı olmaktadır. Örnek olarak sevilen bir sanatçının bir ürün tanıtımında ürünle bağdaştırılması tüketicide olumlu duygular üretir. (Tarkan ve opet reklamları gibi)

Markaya Yönelik Tutum

Markaya yönelik tutumu, tüketicinin marka hakkındaki genel değerlendirmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda tüketicinin markanın yararına ve tanınırlığına, ilginliğine ve bilgisine ilişkin genel değerlendirmeleri de tutum ile ifade edilmektedir.
Markaya yönelik reklam çalışmaları, halkla ilişkiler çalışmaları tutum davranışı ile doğrudan ilişkilidir.
Tutum kavramını üç bileşenle açıklarız ;
Duygusal : Markaya yönelik duygusal tepkidir. Markanın kişiyi iyi hissettirmesi, markayı kişinin bir statü olarak görmesi duygusal tepki ile alakalıdır.
Bilişsel : Bilişsel durum, kişinin marka hakkındaki inançlarının çıkarsamalarından oluşmaktadır. Kişinin marka hakkında kendisine kötü bir şeye neden olmayacağı hissiyatı veya seçtiği markanın diğerlerinden daha etkili bir marka olduğu kanıdı bu durum ile alakalıdır.
Davranışsal : Markaya yönelik bu durum, alışkanlıklarla ilgilidir. Kişinin marka seçiminde ait olduğu sosyal gruplar etkili olmaktaysa (aile, yakın dost çevresi, vs…) bu etkiden söz edilebilir.

Marka Sadakati

Marka sadakati, tüketicinin markaya olan güveni olarak tanımlanabilir. Güçlü bir markanın en temel özelliği kendisine sadık bir tüketici kitlesi oluşturmaktır… Stratejik açıdan da, kendi ürün kategorisinde marka sadakati oluşturmuş bir marka pazara girebilecek yeni ürünlerinde yolunu kapatabilir.
Marka sadakatinin ölçütü ürünün fiyatının diğer markaların ürünlerinden fazla veya az olup olmadığına bakılmadan alınması ile belirlenebilir. Çünkü tüketici satın alma kararı esnasında en fazla fiyatın etkisinde kalmaktadır. Ama belirli bir markaya duyulan güven bu durumun önüne geçebilmekte ve ürününü sattırabilmektedir.

Marka İmajı

Marka imajı, tüketicinin kafasında marka hakkında oluşturduğu öznel ve algısal olgular bütünü olarak tanımlanabilir. Bu imaj, anlamlı bir şekilde örgütlenmiş bir dizi çağrışım olarak çeşitli iletişimler sonucunda tüketicinin zihninde oluşturulur. Markanın tanınırlığı, markaya güven gibi etmenlerin yanı sıra markanın görsel sunumu da marka imajı konusunda olmazsa olmazlardan birisidir. Görsel sunumun markanın sahip olduğu öznel ve biricik sembollerin tüketicinin zihninde saklanması ve hatırlanmasına olan etkisi düşünüldüğünde pazarlama iletişimi kaynaklı görsel kimlik uygulamalarının önemi anlaşılmaktadır. Çünkü bu tip çalışmalar markaya ait bir resmin tüketicinin zihninde belirlenmesinde temel bir etmendir.

Marka Kişiliği

Marka kişiliği kavramı, markaların da insanlar gibi kişilik özelliklerine, belli duygular ya da izlenimlere sahip olduğu yargısına dayanır. Bu şekilde marka, yaş, toplumsal-ekonomik sınıf, cinsiyet gibi açılardan değerlendirilebildiği gibi, sıcak, duyarlı, ilgili gibi tipik kişilik özellikleri ile de değerlendirilebilinir.
Örneğin “Marlboro lights” kadınsı “Marlboro” ise daha erkeksi bir havaya sahiptir. Bunu oluşturan markanın kişiliğidir.
Araştırmalar, tüketicilerin ürün/markanın fiziksel özellikleri ile birlikte markaların kişilikleri ile kendi kişilikleri arasında bir uyumu dikkate aldıklarını göstermektedir. (“İhlas” ürünlerinin daha çok tutucu kesim tarafından tercih edilmesi gibi)

Marka Kimliği

Marka kimliği, marka için anlamı, yönelimi ve amacı belirlemeye yardımcı bir çerçevedir. Bu bağlamda marka kimliği, markaya ait tüm yönleri kuşatmakta, markaya ilişkin parçalardan çok bütünü önemsemektedir.
Kimlik kavramı dayanıklılık, bütünlük, gerçeklik gibi üç özellik temelinde değerlendirilebilinir. Marka kimliği ile imajı arasındaki farkı da şu şekilde ortaya koyabiliriz. Marka kimliği iletişim sürecinde pazarlama iletişimcilerinin denetimindeyken marka imajı tüketicilerin denetimindedir. Marka kişiliği stratejik bir araç olarak marka kimliğinin farklılaşmasına katkı sağlayabilecek bir konumdadır, bunun ışığında söyleyebiliriz ki marka kişiliği marka kimliğinin bir parçasıdır.

Marka Denkliği

Marka denkliği kavramı, üç duyarlılık noktası ile açıklanabilir. Bunlardan ilki, markanın parasal değeridir. Bu boyut, markanın finansal bir varlık olarak değerini açıklar. İkinci duyarlılık noktası, marka gücü olarak tanımlanır. Bu boyut, markanın kendisine sadık tüketicilerin varlığını vurgular. Üçüncü duyarlılık noktası ise marka tanımlamasıdır. Bu boyut geleneksel olarak marka imajını karşılar.

Marka denkliğine ilişkin tartışmalarda en fazla ön plana çıkan konu, marka denkliği ile marka imajının birbirine karıştırılması durumudur. Bu karışıklığa, marka imajı kavramının yaratıcılarının “pazarlama iletişimcileri” (ağırlıkla reklamcılar) ; marka denkliği kavramının yaratıcılarının ise “finans kökenli” olduklarını söylerek açıklık getirebiliriz.
Marka denkliği kavramı, bu boyutuyla ekonominin içinde ele alınarak, marka ile ilgili kazanç öne çıkarılmaktadır. Marka denkliği kavramında markanın sahip olduğu değere bağlı olarak elde edilen finansal fırsatlara dikkat çekilmektedir.
Kısaca marka denkliği kavramının temel özelliği, mali değer ve şirketin sahip olduğu bir varlık olarak değerlendirilmesidir.
Finansal bir bağlamda ele alınan marka denkliği, imaj tarafından yönlendirilir. Bir markanın finansal bir değere sahip olmasının yolu, marka imajından geçmektedir.

Marka İmajı – Benlik İmajı Uygunluğu Kuramı

Bu kuram, ürünlerin ya da markaların sahip oldukları imaj ile tüketicilerin benlik imajı arasındaki benzerlik ve eşleşmeyi imaj uygunluğu olarak tanımlar. Bu kurama göre, tüketicilerin her iki imaj arasında bir uygunluk kurmaları markaya yönelik güdülenme ve satın alma arzusu uyandırır. Aksi yönde böyle bir uygunluk olmadığında satın alma eyleminin olmayacağı söylenir.
Bu kurama göre ;

Tüketiciler kendi benlik kavramlarını, psikolojik gelişimleri ve toplumsal etkileşim aracılığıyla biçimlendirir. Çünkü bireyin benlik kavramını geliştirmek korumak ve tanımlamak için eyleme geçer.
Ürünler ya da markalar, tüketiciler tarafından sembolik anlama sahip nesneler olarak algılanır
Ürünlerin ya da markaların sembolik rolü, mülkiyet, sergileme ve sembollerin kullanılması ile tüketicinin kendisi ve diğerleri için benlik kavramının zenginleştirilmesine ve geliştirilmesine yardımcı olur.
Bu nedenle bireylerin davranışı, benlik kavramlarını zenginleştirme ve geliştirmeye güdülenir.

Durum ve benlik imajının marka tercihi üzerindeki etkisi, tüketicilerin duruma ve kendi imaj çeşitliliğine göre markaları tercih ettikleri varsayımı ile açıklanabilir. Tüketicilerin özel günlerde benlik imajlarını duruma göre şekillendirdiklerini düşündüğümüz de; mezuniyet töreninde oğluna saat arayan babanın marka tercihi, ilk kez eve davet edilen kız arkadaş için seçilen şarabın markası gibi. Benlik imajı, marka imajı uygunluğunun tüketicilerin karar sürecindeki bu etkisi, marka ve ürünlerin sahip olduğu sembolik ve toplumsal-kültürel anlama işaret eder. Bir başka deyişle günümüzdeki tüketim anlayışımız sembolik bir tüketime dönüşmüştür.

Günümüzde bunun en güzel göstergesi, insanların markaları kendilerini ifade eden bir araç olarak görmeleridir. Ürünlere eklenen değer aracılığyla yüklenen anlamlar, ürünleri ve markaları kullanım değerinden sembolik bir değere taşımaktadır. Bu değer benlik ve kimlik krizi açısından tüketimi ve markaları, tüketicilerin “benlik/kimlik” ifadelerinin bir parçası haline getirmektedir.

Markaların Benlik-Kimlik Yapılandırmada Sembolik Gücü

Günümüzde tüketim, kimlik duygusunun gelişimini çevreleyen olgularla içiçe geçmiş durumdadır. Bireyin kendi kişiliğini oturtmakta zorlandığı günümüzde kendisini ifade edip ortaya koyabileceği sembolik araçlara gereksinimi hat safadadır. Bu nedenle günümüzde, ürünler ve markaların bir gösterge oluşu ve sembol olarak sembolik ürün tüketiminin nedenleri, statü ya da toplumsal sınıfı belirtmek, kendini tanımlayıp bir role bürünmek, toplumsal varlığını oluşturmak ve koruyabilmek, kendisini başkalarına ve kendisine ifade edebilmek ve kimliğini yansıtmak olarak sıralanabilir. Bu nedenle günümüzde yaşanmakta olan benlik-kimlik krizine tüketim ve tüketim malları ile bir çözümün arandığı görülmektedir.
Buna göre, birey içinde bulunduğu çıkmazda, kişisel anlamsızlığın korkunç tehdidi altında yaşamaktadır. Bireyin durağan ve sabit bir kimlik yapılandırması, hızla değişen bir çevrede oldukça güçleşmiştir. Böylesi bir ortamda uygunluk kuramı, tüketim ve benlik kavramı ilişkisinde sıkça söz edildiği gibi, ürünler ve markalar, birer kimlik ifadesi olarak kullanılmaktadır. İnsanlar markayı kültürel bir gösterge olarak işlemesinden dolayı, artık markalar aracılığıyla diğer insanlar hakkında dahi yorumlarda bulunabilmektedir.

İletişimsel Gösterge Olarak Marka

Marka iletişimsel gösterge olarak dört düzeyde ele alınır ;

Marka en temelde bir yarar göstergesidir. Misal bir çamaşır makinası markası, güvenilirlik, etkinlik ve ekonomik performans anlamlarını taşıyabilir.
İkinci düzeyde marka ticari bir göstergedir. Porsche ve Tofaş iki uç örnektir.
Üçüncü düzeyde marka, toplumsal kültürel bir göstergedir ve belli bir grup ile tüketici arasında ilişki kurmaktadır. Bir kravatın özel bir klüp üyeliğini temsil etmesi gibi.
Dördüncü düzeyde marka mitsel bir gösterge olarak değerlendirilir. Örneğin Napolean Brandy, Cutty Stark viski gibi.

Bu bağlamda markalar, toplumsal ifadenin düzenlenmesinde ve diğer insanlarla iletişime yardımcı olması nedeniyle, tüketicilerin kendi haklarında mesajların taşınmasında önemli bir araç olma olanağına sahiptir.
Tüketicinin kişisel ve toplumsal dünyasının yaratılması ve sağlanmasında gerekli anlamlar ve değerler toplumsallaşma sürecinde öğrenilir. Kişi bu öğrenme sürecinde hem dış dünyadaki değer ve sembollerle uzlaşır hem de kendisi için sembolik yorumlar geliştirir. Günümüz tüketim toplumu değerleri, bireylerin kendilerini ifade etme araçları olarak markaları ve tüketimi işaret etmektedir.

İçinde bulunduğumuz tüketim toplumunda, markaların eklenen değerinin, somut, işlevsel niteliklerden çok, duygusal, sembolik çağrışımla ve yararla biçimlendirilmesi, kültürel iklim ve değerlerle açıklanabilir. Markaların “temsil” özelliğinde belirgin bir artış olduğu aşikardır. Farklılaştırıcı değer olarak marka bu temsil yeteneğini arttırarak tüketicilerle iletişimini arttırmaya çalışır.

Antropolojik Olarak Marka

Bu yaklaşımda marka anlam taşıyıcısı olarak tanımlanır. Buna göre markaların sahip olduğu değer, tüketim mallarına kattığı anlamla ortaya çıkmaktadır. Antropolojik yaklaşım, markaların anlamları üzerine yoğunlaşmasını üç soru ile biçimlendirir ;

Belli markalarda ortaya çıkan kültürel anlamlar nelerdir?
Bu anlamlar markayla nasıl ilişkilendirilmektedir?
Tüketiciler markanın anlamını neden dikkate almaktadır?

Markalarda ortaya çıkan anlamlar, erillik-dişilik üzerine, toplumsal konumu, etnik konumu, ulusallık konumu v.b. temelinde toparlanır. Bunların yanı sıra bir marka gelenek nosyonuna dürüstlük, ülke sevgisi gibi kavramlar konumlandırabilir. Tüm bunlar sembolik ve toplumsal marka çağrışımları temelinde konumlandırmayı açıkalar.
Diğer yandan tüketiciler hayatlarında farklı toplumsal konumlara sahip olabilmektedirler. Değişen kültürel değer sistemleri içinde değişen yeni anlamlar da buna eklendiğinde, tüm bunlar tüketiciye kendi kimliklerini yapılandırmalarında ürün ve markaların bir araç haline gelmesi sürecini hızlandırmışlardır.

SONUÇ :

Marka kavramı geçmişten bugüne basit anlamda aynı işlevini, yani diğer ürünlerden kendisini ayıran bir logo, şekil v.b. gibi kendisini göstermeye devam etse de, tüketim toplumumuz içinde kendisine artık çok daja farklı bir yer edinmiş, birey ile bir birliktelik (bireyi tamamalayan ve hatta bireyi birey yapan) içinde kendisine yer edinmiş bir kavram haline gelmiştir.

kaynak: http://www.frmtr.com/ekonomi-iktisat-isletme-istatistik/733793-marka-ve-markalasma.html

Kotler’e Göre Pazarlamanın Gelişimi

11 Mart 2012

Kitap

Kotler’e Göre Pazarlamanın Gelişimi için yorumlar kapalı


Pazarlama gurusu Philip Kotler’e geçen 17 Haziran’da Milano’da verdiği bir konferansta, bir hayranı 1967’de yazdığı bir kitabı imzalaması için getirir. Kotler imzalamayı reddeder ve sorar: “Bu kitapta internet ile ilgili bölümü okudun mu? Hayranı ise “Bana yeni kitabını mı satmak istiyorsun” der. Kotler, okuruna yalnız 1967 yılındaki kitabın değil, 90’lı yıllarda yazdığı kitapların bile eskidiğini vurgulayarak konuya son noktayı koyar: “Pazarlama, sürekli bir değişim içinde olmak zorundadır.”
50 yıldır pazarlama konusunda fikir üreten ve her ülkede sadık okurları ve dinleyicileri olan Kotler, pazarlama kavramının geçirdiği beş aşamayı şöyle özetliyor:

1- Geçen yüzyılın ortalarında p = s eşitliği geçerliydi. Pazarlama “satış” anlamına geliyordu ve bu kelime satış işini daha “havalı” göstermek için kullanılıyordu. Günümüzde ise “pazarlama” işlevi, daha sizin elinizde satacak bir şey bulunmadan başlıyor.

2- Daha sonra 4P dönemi geldi. 70’li yıllarda girişimciler ürün (product), satış yeri (place), fiyat (price) ve promosyon konularına odaklandı. Bu unsurlar esas alınarak hazırlanan pazarlama planı, marka yönetiminde temel alınıyordu.

3- Daha bu ilke tam olarak hazmedilmeden 80’li yıllarda STP dönemi başladı. Segmentasyon, hedef kitleyi belirleme (targeting) ve konumlama (positioning), özellikle yeni bir ürün konsepti geliştirildiğinde sorunları çözüyordu. Yeni bir pazara girdiğinizde pazarın çok sayıda hedef kitleden oluştuğunu bilmek ve hedefinizi dikkatli bir şekilde belirlemek zorundaydınız. Konumlama ise ürününüzün en belirgin özelliğini zihinlere yerleştirme sürecini tanımlıyordu.
Yukarıdaki üç soru yalnızca “Müşteriden nasıl sipariş alınır” sorusuna cevap veriyordu. 21. yüzyılda bu formüller yetmiyor ve müşteriyi kazanmak için yeni yöntemler gerekiyordu.

4- Bu yüzyılın başında müşteri ilişkileri pazarlaması (CRM = customer relationship marketing) yöntemleri ön plana çıktı. Girişimciler, yeni dönemde önce hizmet ettikleri müşteri kitlesinin ve pazarın ihtiyaçlarını anlamak ve tüm iş sürecini bu anlayış üzerine kurmak zorundaydı.

5- Son dönemin pazarlama formülü ise eskilerine göre daha uzun ve şöyle: “Değeri müşterinle iletişim kurarak yarat ve kâr edecek şekilde hedef kitlene sun.” İngilizce kısaltması CCDVTP olan bu formül, ürünün müşteri ile işbirliği içinde ve birlikte yaratılmasını tanımlıyor. Mühendislerin yönettiği şirketlerde, diyaloğa ve karşılıklı işbirliğine dayalı bu formül henüz uygulanmıyor. Dünyada bilgisayardan çok cep telefonu bulunduğu için gelecek yıllarda mobil pazarlamada da yeni yöntemler bulunması gerekiyor.

Faruk Türkoğlu – Referans

kaynak:
http://isfikirleri.neisyapsak.com/yeni-is-fikirleri-girisimcilik-623-kotlere_gore_pazarlamanin_gelisimi.isfikirleri

Hakkımda

Onur Kayıkcı

İlk İnternet sitemi yapalı 20 yılı aşmış. Uzun süredir blog yazmaktayım. Görsel içerik için instagram hesabıma aşağıdaki link düğmesinden ulaşablirsiniz. irtibat: iletisim@onurkayikci.com . Sitedeki hiçbir yazı izinsiz kullanılamaz.İçerikler bana aittir, sponsorlu bağlantı yoktur.







Arşiv